AHMET ÇAKIR - Bunalımları fırsata dönüştürme mutluluğu

Kaynak: Zaman Gazetesi Yazarlar - 6 kez okundu.
Adettendir diye Galatasaray'ın şampiyonluğuyla ilgili 'süslemeler' gündemde önemli bir yer tutuyor. Maçın ardından televizyon yayınlarında ve dünkü gazete başlıklarında Cim Bom'la ilgili övgüler epeyce geniş yer kaplamış durumda. Tabii bu övgülerde herhangi bir derinlik aramaya gerek yok. Çoğu kez basmakalıp ve içi boş sözlere dayalı övgülerle şampiyonluk durumundan çıkardığımız vazifeyi yerine getirmeye çalışıyoruz. Oysa gerçekten destansı bir şampiyonluktu bu... 2006'daki de çok uzun yıllar unutulmayacaktır ama oradaki olağandışılık Fenerbahçe'nin Denizlispor karşısında yaşadıklarından kaynaklanıyordu. Bu kez durum çok değişikti. Galatasaray sezon boyunca inanılması güç durumlarla karşılaştı, büyük sıkıntılar çekti, akıl almaz kayıplarla ve yıkım derecesinde sıkıntılarla karşılaştı. Hepsinin üstesinden gelip şampiyon olmayı başardı. Yıllardır böylesi bunalımlar içinde olan Galatasaray artık bunu bir fırsata dönüştürmeyi öğrendiğini gösterdi. Sarı Kırmızılı takım şampiyon olmasın istiyorsanız onun bu sorunları aşıp rahata ermesi için dua edeceksiniz! Üstelik bu kez rakiplerden yarışı bırakan hemen hiç olmadı. Tam tersine son haftalara kadar dört takım da tam anlamıyla yarışın içindeydi. Tıpkı üç rakibinin puan cetvelinde sık sık yer değiştirmeleri gibi Galatasaray'ın da kendisini bir anda 4. sırada bulması işten bile değildi. Hatta asıl beklenen de buydu. Sezon başından en sıkı Galatasaraylılar bile takımlarını favori görmüyorlardı. Özellikle Fenerbahçe'nin şampiyon kadrosunun üzerine yaptığı fiyakalı Roberto Carlos transferinin ardından öteki takımların ligdeki en büyük hedeflerinin ikincilik olacağına hemen herkes inanıyordu. Açıkçası bunun için kimseyi eleştirmenin de anlamı yoktu çünkü Sarı Kırmızılı takımın bu sezon geçireceği değişim nedeniyle de zirve şansının olamayacağını baştan kabul etmek gerekiyordu. İşte o noktada Adnan Polat'ın Feldkamp seçiminin isabeti ortaya çıktı. Kurt hoca elbette ki sonrasında bazı sorunlar çıkardı ama en kritik dönem olan sezon başlangıcında işi çok iyi toparladı. Bu parlak girişle büyük güven kazanan takım her şeyi yapabileceğini o dönemde gördü. Sonraki bocalamaları fazla uzatmadan aşabilmesinde bunun büyük payı vardı. Feldkamp'ın bitime 6 hafta kala ayrılışı elbette ki ciddi bir sorundu. Fakat Galatasaray bunu bile avantaja dönüştürmeyi başarabildi. Takım olaya yeni bir aşk ve şevkle sarılıp hedefe ulaşmayı bildi. Bunun akıl ve mantıkla açıklanması kolay değil, yürek ve bilekle belki olabilir... Şampiyonlukla ilgili yazı dizisinde elbette ki bunun ve öteki konuların ayrıntılarına girip perde arkası öykülerini anlatmaya çalışacağız. Ancak tıpkı 2006'daki gibi bu şampiyonlukta da futbolcuların aslan payına sahip olduğunu sık sık tekrarlamakta yarar var. Kaptan Hakan Şükür ve Hasan Şaş'ın saha dışında adeta bir yönetici gibi çalışmaları çokça konuşuldu ama gerçekte bu konuda fazla bir şey bilinmiyor. Saha içinde başta Servet olmak üzere Mehmet Topal ve Arda Turan arkadaşlarından birer adım öne çıktılar. Ötekiler de çok başarılı bir sezon geçirdiler. Zaten başka türlü bu koşullarda nasıl şampiyon olunabilirdi ki? Şampiyonluk töreninin ilk aşamasında Servet'in unutulması ilginç bir durumdu. Hayatın da futbolun da en önemli gerçeği bu: Her zaman güçlü ve ayakta olacaksın! Yoksa hemen unutulursun... Neyse ki arkadaşları hemen onun gönlünü almayı bildiler... Son maçta Hakan Şükür de diken üstündeydi. Bir yandan gelecek sezon devam edip etmeme meselesi, öte yandan 2008 kadrosunda yer alıp almayacağı Kralı düşündürüyordu. O durumda bile çıkıp golünü attı. 8. şampiyonlukta hem saha içinde hem dışında pay sahibi olmanın gururunu yaşadı. Bu şampiyonlukta Cevat Güler ve arkadaşlarının hakkını verirken elbette ki Feldkamp'ın payının çok daha büyük olduğunu da atlamamalıyız. Tıpkı başkan Adnan Polat'ı överken Özhan Canaydın'ı unutmamak gerektiği gibi... Galatasaraylılar şampiyonluğu kendilerine yakışır bir vakar içinde kutlamaya özen gösteriyorlar. Öyle yerin göğün Sarı Kırmızı olduğu bir ortam arayışı içinde değiller. Coşkun taşkın birtakım işler olduğu filan yok. Hakkınızdır, bugün gülün, sevinin, eğlenin ama bilin ki yapılacak çok iş var. Şampiyonluğun ertesi günü bile bir yığın dert sizi bekliyor. Elbette ki kazanırken bu sorunları çözmek çok daha kolaydır. Hele şampiyonlukla bazı sorunlar avantaja bile dönüşebilir.
Haberin Devamı için tıklayın...
|
|
Bu Kategorideki DiÄŸer Haberler

|
|
» Avni Tarhan: Güreşte markalaşmak
|
|
» Mahmut Kulein: Sualtı vurgunu...
|
|
» İsmet Badem: Beşiktaş'ta neler oluyor
|
|
» Bekir Hazar: Habertürk'ten haber var!
|
|
|
» Mustafa Kutlu: Kıtlık korkusu
|
|
» Mehmet Ziya Gökalp: Küresel Kriz Cebimizde
|
|
» Yaşar Süngü: İş dünyası topu taca atmasın
|
|
» İbrahim Kahveci: İşçileri kovuyorlar!
|
|
» Salih Tuna: Dokunmayın Latif abime
|
|
» Abdullah Muradoğlu: Ergenekon'a postmodern sorgu
|
|
» Resul Tosun: Erdem Beyazıt ağabeyin iftarı
|
|
» Fikri Akyüz: Erzurum'un bu türküsünü rezil ettiler!
|
|
» Nazif GürdoÄŸan: “Bana türkü söyle Anadolu olsun”
|
|
» Hakan Albayrak: D-8 Zirvesi'nde Erdoğan veya Gül niye yoktu?
|
|
|
» İbrahim Karagül: Ergenekon kaosu, neocon kaos, hazımsızlık örneği!
|
|
» Kürşat Bumin: Malum gündeme dair sorular
|
|
» Ali BayramoÄŸlu: Darbeci olmak ve olmamak meselesi…
|
|
» Sivil toplum güçleri veya Müdafaa-i Hukuk
|
|
» FİKRİ TÜRKEL - Hasan Doğan'ı nasıl bilirsiniz?..
|
|
» SAMİ USLU - Fakir patron, zengin elemanlar
|